Sayfa: [1] 2 3 ... 10
 1 
 : 05 Temmuz 2015, 13:21 
Başlatan YAZICI - Son Mesaj Gönderen: murat
Allah rahmet etsin

 2 
 : 23 Ocak 2015, 17:16 
Başlatan YAZICI - Son Mesaj Gönderen: YAZICI
berin giriş yazısı ana sayfa ve listelemede gösterilecek olan kısım olup tek bir paragraftan oluşmalı ve en fazla 600 karakter uzunluğunda olmalıdır. Haberin giriş yazısının girilmesi zorunludur. Eğer haberiniz için birden fazla paragraf varsa sonraki paragrafları Haberin Devamı kısmına giriniz, aksi halde Haberin Devamı alanını boş bırakınız.

 3 
 : 23 Ocak 2015, 17:15 
Başlatan YAZICI - Son Mesaj Gönderen: YAZICI
berin giriş yazısı ana sayfa ve listelemede gösterilecek olan kısım olup tek bir paragraftan oluşmalı ve en fazla 600 karakter uzunluğunda olmalıdır. Haberin giriş yazısının girilmesi zorunludur. Eğer haberiniz için birden fazla paragraf varsa sonraki paragrafları Haberin Devamı kısmına giriniz, aksi halde Haberin Devamı alanını boş bırakınız.

 4 
 : 23 Ocak 2015, 17:15 
Başlatan YAZICI - Son Mesaj Gönderen: YAZICI
berin giriş yazısı ana sayfa ve listelemede gösterilecek olan kısım olup tek bir paragraftan oluşmalı ve en fazla 600 karakter uzunluğunda olmalıdır. Haberin giriş yazısının girilmesi zorunludur. Eğer haberiniz için birden fazla paragraf varsa sonraki paragrafları Haberin Devamı kısmına giriniz, aksi halde Haberin Devamı alanını boş bırakınız.

 5 
 : 23 Ocak 2015, 17:15 
Başlatan YAZICI - Son Mesaj Gönderen: YAZICI
berin giriş yazısı ana sayfa ve listelemede gösterilecek olan kısım olup tek bir paragraftan oluşmalı ve en fazla 600 karakter uzunluğunda olmalıdır. Haberin giriş yazısının girilmesi zorunludur. Eğer haberiniz için birden fazla paragraf varsa sonraki paragrafları Haberin Devamı kısmına giriniz, aksi halde Haberin Devamı alanını boş bırakınız.

 6 
 : 15 Ocak 2015, 15:35 
Başlatan abdullahkaratas - Son Mesaj Gönderen: abdullahkaratas
Sık bitki örtüsüyle örülü Sürmene dağları insanlarla karşılaşmaktan hoşlanmayan yabani hayvanların barınması için oldukça elverişlidir. Yörede çok çeşitli bir yaban hayatı olmasa da, çakal, domuz, ayı, geyik gibi hayvanlar bu örtünün altında yaşamlarını sürdürürler. Bu sık örtülü dağların bilinmezliği, karanlık ırmakların gizemli atmosferi yöre insaninin düş gücünü de besler. Buralarda bilindik yabani hayvanların yanında, tanımlanmamış yaratıkların varlığına da inanılır. Dağları ve ormanları mesken tutmuş olan Yabanadamı, bu yaratıkların içinde bir dönem adından en sık söz edilenlerdendir.

Trabzon folklorunda Karakoncolos ile Yabanadamı aynı yaratıklar olarak söz edilir. Ancak, bizim Sürmene’de derlediğimiz hikâyeler bu iki varlığı birbirinden ayırmaktadır. İkisinin en önemli ortak yanı vücutlarının baştan aşağıya tüy içinde olmalarıdır. Ancak, Karakoncolos Sürmene’ye kalandar zamanı (Ocak) denizden gelir ve vakti gelince de yine denize döner. Yabanadamı ise yöre dağlarında yerleşik bir yaşam sürmektedir ve yılın her mevsimi insanın karşısına çıkabilir.

Burada anlatılan Yabanadamı gibi yarı maymun yarı insan görünümlü yaratıkların varlığına dünyanın birçok yerinde rastlanılır. Bunların en bilineni birçok film ve hikâyeye konu olmuş Kocaayak’tır. Bunun gibi Himalayalar’da Yeti, Sibirya’da Çuçuna (Kimsesiz), Japonya’nın Hiba dağında yaşayan Hibagon, Kızılderililerde Wetigo, bu tür yarı insan yarı hayvan yaratıklara örnek olarak verilebilir. Laz folklorunda da Germakoçi (Dağadamı) olarak bilinen tüylü adam da birçok Laz masalına konu olmuştur. Hatta bazı masallarda Germakoçi’nin Cazı Karısı’nın kocası olduğu ve insanları yediğinden söz edilmektedir.

Sürmene köylerinde tespit ettiğimiz iki türlü Yabanadamı inancı vardır. Bunlardan biri daha gerçek bir varlığı işaret ederken, diğeri Karakoncolos gibi daha düşseldir. Ama en görünür ortak yanları (tıpkı dünyanın diğer yörelerindeki halk inançlarında olduğu gibi) baştan aşağıya tüyle kaplı olmalarıdır.

DAĞDA YAŞAYAN YARI MAYMUN YARI İNSAN

Sürmene’de sahile yakın yerde yaşayanlar yaz ayları yaklaşınca, hayvanlarını önlerine katıp kelif adı verilen, genelde tek odalı kulübelerine çıkarlar. Dağın temiz havası, ormanların görüntüsü çok hoştur, huzur vericidir. Ancak bazen ırmak boylarından gelip dağda yankılanan çirkin bir ses bir anda huzursuzluk yaratır. Bağıran Yabanadamı’dır. Anlaşılan, kendi mesken tuttuğu bu dağlara insanların gelmesinden rahatsızlık duymuştur. Kimi bu sesi duyunca işini gücünü bırakıp, kelife koşar. Kimi cesaretle uğraşına devam eder. Ancak ses susmak bilmez bir türlü, dereler, dağlar bu korkunç ses ile inler.

Yabanadamı gece olunca merakından mıdır, korkutup kaçırmak için midir bilinmez, keliflere yaklaşır. Bazıları taştan, bazıları tahtadan bu kulübelerin etrafında gece boyunca dolanıp durur. İçeridekiler, birbirinden korkunç homurdanmalarla kelifin etrafında dört dönen bu yaratığı korku dolu bir sükûnetle dinlerler. Yabanadamı duvarlara vurmaya, tırmalamaya başlayınca çocuklar iyice korkup yaygarayı koparırlar. Zaten babaannelerinin anlattığı Yabanadamı hikâyeleri ile dolu dolu olan çocukları susturmak daha mümkün olmaz. Kafaları yorganın altında, ya da annesinin, ninesinin kucağında ağlaya ağlaya uyurlar. Daha önce torununu Yabanadamı ile korkutan babaanne, bu sefer korkmaması için dil döker.

Sabah olunca kelif duvarlarının kimi yerlerine çamur sıvanmış olduğunu görürler. Yerde de Yabanadamı’nın kocaman ayak izleri vardır. Çocuklar babaannelerinin “Yabanadamı’na veririm seni” tehditlerini daha da ciddiye almaya başlar, yaramazlıklarını bu kötü geceyi unutuncaya kadar ertelerler.

Güz mevsimi odun yapmaya ya da yaprak süpürmeye giden genç kızlar Yabanadamı’nın sesini duydukları gibi gerisin gerisine kaçarlar. Patikalardan, kestirmelerden dikenlere bata çıka, bacakları dikenlerle yırtıla yırtıla çığlık çığlığa koşarken ara sıra takip edilip edilmediklerinden emin olmak için dururlar. Ama dağdaki her ses; bir karganın ötüşü, kırılan bir dal parçası, derenin sesi, Yabanadamı’nın sesiymiş gibi gelir kulaklara. Tekrar bir çığlık ve bir türlü bitmek bilmez yola devam…

Kimi zaman Yabanadamı birden bire karşısına çıkar insanın. Bazen fındıklıkta karşılaştığı adamı şöyle bir şamarlayıp evine gönderir, bazen de evire çevire pestilini çıkartır. Konuşamadığı bilinir, ama bazen şamarladığı kişiye “Bu saatlerde bir daha buralara gelme” şeklinde efendice nasihatlerde bulunduğu da anlatılır.

Konuşan bir Yabanadamı hikâyesi de şöyledir:

Bebeğini beşiğine, koyan anne işine gitmiş. Bir süre sonra geri döndüğünde bir de bakmış ki bebek yerinde yok. Panik içinde bebeği; ararken bir fındık kafulunun arkasından Yabanadamı’nın sesini işitmiş: “Ağlayıp ağlayıp sinirimi bozuyordu, onu ormana bıraktım” diyormuş bu ses. Anne ormana gidip bebeğini bulmuş.

Yörenin şakacı delikanlıları oydukları bir kabağın içine mum yerleştirip karanlıkta mezarlığa koyarlar. “Mezarlıkta Yabanadamı var” ihbarına kanıp tüfeğini, sopasını kaptığı gibi, ama tedbiri de elden bırakmadan yavaş yavaş mezara doğru ilerleyen cesur delikanlılar o gecenin eğlence konusu olur.

Anlatıldığına göre bundan elli altmış yıl önce Civra köyünde “Yabanadamı yakalandı” sesleri yükselir. Bunu duyan pencereye çıkar, erkekler, çocuklar Yabanadamı’nın götürüldüğü kahveye koşarlar. Bu tüylü yaratığın eziyetlerinden bıkmış olan halk, onun görüldüğü kimi yerlere tuzak kurmuş ve günün birinde tuzağa düşürülen Yabanadamı, üzerine atıldığı balık ağı ile birlikte sürüklene sürüklene ırmak boyunca aşağıya indirilmiştir. Çocukluklarından beri Yabanadamı hikâyelerini işitmiş olan, korkularında başköşeyi işgal eden bu yaratığı gören öfkeye kapılır. Tekmeler, yumruklar inmeye başlar. Zavallı Yabanadamı ağ içinde çırpınmakta, anlamsız sesler çıkararak sanki yalvarmaktadır. Gençlerden kimi tüfeğine davranır, ama yaşlılar bu tüylü yaratığın haline acırlar ‘Yapmayın, günahtır” diyerek engel olurlar. Ağın içinde ağlamakta olan Yabanadamı’nı biraz daha tehdit ederler: “Bir daha karşımıza çıkacak mısın?”, “Bir daha dövecek misin?” gibi tehdit ve tembihlerden sonra ağ açılır. Tüylü yaratık kahve kapısından dağlara doğru öyle bir kaçar ki, kahvede bulunanlar haline acırlar. Ve Yabanadamı, o tarihten sonra uzun bir süre kimseye görünmez.

BİR BAŞKA YABANADAMI

“Yabanadami bir kara sis dumandur”

Kimi yaşlılar da böyle tanımlar Yabanadamı’nın. Bu tür Yabanadamı hikâyeleri ecinni hikâyelerine benzer. Yukarıda anlattığımız gibi hayvanımsı, gerçek bir varlık değil; doğaüstü bir varlıktır.

Bunların ne zaman nereden çıkacağı belli olmaz. Akşam, besmele çekmeden dışarıya su dökersen Yabanadamlarının sofrasına dökmüş olursun. Soğan kabuklarını yakmamak gerekir, çünkü onlar Yabanadamlarının paralarıdır. Akşam ezanından sonra bir noktaya iki kere hızlıca vurulursa Yabanadamı’nın başına vurmuş olursun. İkindiden sonra kapı süpürülmez, yok eğer süpürürsen süpürge senin görmediğin yabanilere değer… Ve böyle sürüp gider yapılmaması gerekenler.

Balıklı’dan Akgül teyze, genç bir kız iken dağda akan dereden su içer. Ancak nereden bilsin ki, bu suda daha önce bir Yabanadamı yıkanmış! Suyu içer içmez aklı bir anda gider ve yığılıp kalır orada. On beş gün boyunca kendini kaybetmiş bir şekilde yatar. Doktorlar işin içinden çıkamazlar. Sonra hocalara kulak verilir. Derler ki “Yabanadamı’nın yıkandığı suyu içmiş, çarpılmış”. Teşhis konulmuştur, tedavisi de bilinir! Bir geminin etrafında yedi tur atmak, yedi dere geçmek vs… Koyarlar Akgül’ü kayığa, gemidekilerin şaşkın bakışları eşliğinde yedi tur atarlar. Akgül’ü beline bağladıkları ip ile yedi kere denize batırıp çıkarırlar, Kastel’den Voha’ya yedi dere geçerler. O suyu içişinden üç ay sonra ancak iyileşir Akgül.

Gilima’nın kambur köylüsü bir çarşamba günü Gugulaslı’nın değirmenine indiğinde bir grup Yabanadamı’nın “çarşambadır çarşamba” diyerek horon oynadığını görür, biraz saklanıp onları izledikten sonra horona dayanamaz, Yabanadamı madamadamı dinlemeden katılır aralarına. O da onlarla birlikte “çarşambadır çarşamba” deyip doyasıya oynar. Tüylü yaratıklar bu horon oynayan adamı çok sevmiş olacaklar ki, sırtından kamburunu alırlar. Adam kambur ayrıldığı köye baston gibi dik dönünce köyün diğer kamburu işin sırrını öğrenir ondan. Ertesi gün o da değirmene gider. Yabanadamları gerçekten oradadır ve “çarşambadır çarşamba” diyerek oynamaktadırlar.

Benim de kamburumu alırlar diye düşünerek o da onlara katılır. Ama günlerden perşembedir. Yabanadamları “çarşambadır çarşamba” dedikçe, o tutturur “perşembedir perşembe” diye. Onlar çarşamba der, o inat eder perşembeden vazgeçmez. Ortam gerilir. En sonunda Yabanadamları diğerinden aldıkları kamburu da adamın sırtına ekleyerek, çifte kamburla gönderirler inatçı Gilimalıyı evine…

İkindiden sonra evden uzaklaşılmaması için tembihler edilir. Hele akşam okunduktan sonra dışarı çıkmak hiç de tekin değildir. Gece karanlığında evine giden kadının, karayemişin altından geçerken Yabanadamlarının sofrasına bastığı evine ulaştığında onu orada bekleyen bir Yabanadamı tarafından eşek sudan gelinceye kadar dövüldüğü anlatılır.

Yine karanlık basarken çamur içindeki patika yolundan evine gelen adam yanlışlıkla bir kayayı yuvarlamış. Durumu fark edince, kaya aşağı ulaşmadan “Aşağıda biri varsa kaçsun” diye iki kere bağırmış. Evine gidip tam yattığı sıra kapı çalınmış. Kapıyı açmış, karşısında iki jandarma. Jandarmaların ayaklarına bakmış ki ters.

Adam gözünü kapamış, açmış, kendini yabanilerin mahkemesinde bulmuş. Yabanilerden bir tanesi “Senun attuğun taş, benum yavrumun kolini kopardı” deyince, yabanilerin hâkimi sormuş adama: “Niçun kayayi yuvarladun?” Bilerek yuvarlamadığını anlatmaya çalışmış adam, peşinden de “Aşağıda biri varsa kaçsun” diye bağırdığını da ilave etmiş. Kolu kopan yabani “Ben duymadum oyle bişe” deyince, uzun bir “Söyledun, söylemedun” tartışmasına girmişler. Neyse ki mahkeme salonunda bulunan Yabanadamlarından bir tanesi adamı doğrulamış da suçsuz olduğu ortaya çıkmış. Karar açıklandıktan sonra adam gözünü yumup açmış, kendini yatağında bulmuş.

Bunun gibi birçok Yabanadamı anlatısı cin, peri hikâyeleriyle benzerlikler gösterir. Perilerin en belirgin özelliği olan ayaklarının ters olma durumu kimi Yabanadamı hikâyelerinde de karşımıza çıkması, bu iki varlığın birbiriyle karıştığı düşüncesini destekler. Burada anlattığımız Yabanadamları, belli ki ilk bölümde gördüğümüz maymunsu yaratıklar değildir artık. Ama yörede kimi zaman periler, ecinniler de Yabanadamı ya da yabani olarak adlandırılırlar.

Dünyanın her yerinde rastlanılan bu tür varlıklar yüzlerce yıldır anlatılagelen öyküleriyle, bu hikâyelerin doğduğu toprakların en önemli folklorik renklerinden biri oldular.

Daha önce gördüğümüz karakoncolos, cazı karıları ve bundan sonraki sayılarımızda göreceğimiz diğer gerçeküstü varlıklar gibi Yabanadamları da yöre insanının düşsel dünyasında korkunç birer imge olarak yüzlerce yıl yerini korudu.

Üzerine atılan küresel kültürün ağı altında yalvarmaklı gözleriyle boş yere baktı Yabanadamı. Günümüzün ‘biraz fazla gerçek dünyası’ elli altmış yıl öncesinin insanları kadar yufka yürekli değildi elbet. Tekrar dağlara bırakılması için ağın içinde yalvarmaklı gözlerle aman dileyen bu tüylü yaratık, pek bir gelişmiş, aydınlanmış dünyanın silahından çıkan acımasız bir kurşunla düşlerimizden ayrıldı.

Ve babaannelerin ocak başlarında torunlarına anlattıkları halk masalları, dağlar, ırmak boyları ve elbette ki düşlerimiz böylece biraz daha öksüz kaldı…

http://karatasabdullah.com/trabzonda-eski-bir-korku-karakteri-yabanadami/

 7 
 : 13 Aralık 2014, 11:37 
Başlatan YAZICI - Son Mesaj Gönderen: YAZICI
e listelemede gösterilecek olan kısım olup tek bir paragraftan oluşmalı ve en fazla 600 karakter uzunluğunda olmalıdır. Haberin giriş yazısının girilmesi zorunludur. Eğer haberiniz için birden fazla paragraf varsa sonraki paragrafları Haberin Devamı kısmına giriniz, aksi halde Haberin Devamı alanını boş bırakınız.

 8 
 : 09 Aralık 2014, 16:18 
Başlatan YAZICI - Son Mesaj Gönderen: YAZICI
bcbcbxbx

 9 
 : 27 Kasım 2014, 19:51 
Başlatan YAZICI - Son Mesaj Gönderen: YAZICI
Kaymakamımız Öğretmenlerle Yemekte Buluştu

 10 
 : 16 Kasım 2014, 20:56 
Başlatan YAZICI - Son Mesaj Gönderen: YAZICI
Haberin başlığı en fazla 45 karakter uzunluğunda olabilir. Lütfen haberiniz için tamamı büyük harften oluşmayan tanıtıcı bir başlık giriniz. Haberiniz için uygun bir kategori yoksa Genel kategorisini seçiniz.

Sayfa: [1] 2 3 ... 10