Bu gece Kalandar... Özellikle ülkemizin Doğu Karadeniz Bölümü'nde yaygın olan, miladi takvime göre Ocak ayının 13'üncü gününü 14'üne bağlayan ve mahalli takvime göre yılbaşı olarak bilinen geceyi unutmak olmazdı. Kalandar gecesinin doğuşu hakkında çok esaslı bir içerik olmamakla beraber, bir kısım iddialar Kalandar gecesinin Hristiyan Rumlardan alıntı bir gelenek olduğu üzerinedir. Bu söylentileri doğrulayacak veya yalanlayacak değiliz. Bu iş tarihçilerin işi. Biz, Kalandar gecelerinde yaşananlara değineceğiz.
Kalandar geleneğinin bir kısmını hayal meyal hatırlasak da bu konuda büyüklerimizin tecrübelerinden faydalanmayı uygun görüp, kendilerine Kalandar'ı sorduk. Bu mahalli yılbaşında, üç yolun birleştiği yerde ateş yakılır ve Alata Kolosu pişirilirdi. Kabaca mısır hamuruyla pişirilmiş çörek olan Alata Kolosu'nu pişirmek zahmetli bir süreçti. Öyle ki bunun için 7 ayrı ırmaktan su alınır, 7 nikahlı kadından un alınır, ateşi körüklemek için de tarla kenarlarından mertek(bahçe çiti) araklanırdı. Bir annenin en büyük çocuğu ile en küçük çocuğu(çocukların biri kız biri erkek olmalı) kalın tuz ile mısır ununu yoğurup yumru yumru yaptıktan sonra, ateşin etrafındakilere dağıtırdı. Yumru halindeki mısır hamurunu ateşe atmak için de sırtlar ateşe döndürülüp, hamuru arkaya bakmadan atmak gerekirdi. Bu zahmetli süreç sonunda iyice pişen Alata Kolosu, bekarlar tarafından o gece yenilirdi. İnanışa göre Alata Kolosu'nu yiyen bekar, o gece rüyasında, evleneceği eşini görürdü. Gençler rüyalar alemindeyken çocuklar da boş durmaz, kapı kapı dolaşıp fındık, ceviz, koliva(haşlanmış mısır) elma, armut vb. meyve ve yemiş toplarlardı. Bizim de hatırladığımız ve o günlerde bizzat söylediğimiz şu cümleler hala kulaklarımızda:
Kalandaris kulandaris
Erkek erkek uşaklar
Dişi dişi buzaklar
Kavran kadar kabaklar
Keran kadar mısırlar
Ver Allah'ım ver!